|
<< Geri
GAZİANTEP
NE ALINIR?
Bakır
işlemeler, sedef kakmalı eşyalar, altın ve gümüş
takılar, yemeni adı verilen üstü kırmızı yada
siyah deriden tabanı ise köseleden dikilen
topuksuz ve çok sağlıklı olan geleneksel
ayakkabılar, beyaz kumaş üzerine sarılarak ve
çekilerek beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle
yapılan el işlememeleri Gaziantep'ten
alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır.
Gaziantep
baklavası, Antepfıstığı, tatlı sucuk ve pestil,
kırmızı biber ve baharatlar Gaziantep'te
yapılacak alışverişlerde alınması tavsiye
edilir.
Alışveriş
merkezleri şehrin en işlek merkezleri olan
Mütercin Asım, Gaziler, Suburcu, Kargöz ve
Şıhcan caddeleri ile yeni yerleşim alanlarının
bulunduğu Değirmiçem ve Sarıgüllük
bölgelerindedir. Ayrıca Belediye Pasajı, Büyük
Pasaj, Söylemez Pasajı, Halep Pasajı, Suriye
Pasajı ve Kurtuluş Pasajları alış veriş
yapılabilecek yerlerdir.
Gaziantep El
Sanatları
Kilimcilik
Antep
kilimlerinin hammaddesi öküz, deve ve at tüyü,
koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Antep kilimleri
tezgah, şekil, dokunuş biçimleri ve nakışları
yönünden diğer yörelerin kilimlerinden çok
farklıdır.

Kutnuculuk
Ham maddesi;
floş (suni ipek) ve pamuk ipliği olan ve tamamen
el tezgahlarında dokunan kutnu bezi, Türkiye'de
sadece Gaziantep'te dokunan eski bir dokuma
türüdür. Kutnu kumaşı, yöresel bir kıyafet
olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar,
turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve
milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır.
Aba
Dokumacılığı
Aba, deve, öküz
ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden
dokunan özel bir kumaştan yapılan bir erkek
giysisidir. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın
rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre
isimlendirilirler.
Zurnacılık
Üflemeli halk
çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın
zerdali ağacından yapılır, Gaziantep’te; Tüm
Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna
çeşitleri imal edilmektedir.

Bakırcılık
Gaziantep bakır
işlemeciliğinin tarihi çok eskilere
dayanmaktadır. Bakırlar yekpare olarak imal
edilirler, yanı lehim yada bir başka yolla
birleştirilme yapılmaz.

Sedefcilik
Hammaddesi,
midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan
Sedef ve Sedefkarlık sanatı Ortadoğu ülkelerinde
doğmuş ve 15 yy' dan sonra Osmanlı'lara
geçmiştir Sedefçilik asırlarca değişik motif ve
desenlerle zenginleştirilerek mimari yapılarda,
kullanım eşyalarında ve silah süslemelerinde
kullanılmıştır.
Gümüş İşlemeciliği
Yöremizde antik
şehir özelliği taşıyan Karkamış, Dülük, Belkıs
Antik kentleri ve höyüklerden çıkartılan
gümüşler, gümüş işçiliğinin ve kullanımının
ilimizde ve yöremizde eskiden beri çok yaygın
olduğunu göstermektedir, Günümüzde hızla çoğalan
Gümüş İşleme Atölyeleri bu sanatın Gaziantep'te
çok hızlı geliştiğini ve önemli döviz girdisi
sağladığını göstermektedir.
Yemenicilik
Yemeni, üstü
kırmızı ya da siyah deriden tabanı ise köseleden
dikilen topuksuz ve çok sıhhatli olan
ayakkabılara denir, Yemeni diken insana da
köşker denir.

Antep İşi El İşlemesi
Antep işi, beyaz
kumaş üzerine iplik sarılarak ve çekilerek,
beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle çeşitli susma
ve ajurlarla süslenerek işlenir. Antep işi, ilk
defa Antep ve çevresinde ev hanımları tarafından
yapıldığı için bu adla adlandırılmıştır,
İşlemelerin eski Türk işleme karekterini
taşıması bu işierin yerli halk tarafından
yapıldığını göstermektedir, Günümüzde işleme
tekniği bozulmadan sim, rehklı iplikler ve
yardımcı nakış iğneleri kullanılarak çok güzel
işlemeler yapılmaktadır.
Kuyumculuk
Altın kolay
işlenen, yüksek değerli, paslanmaz metalik bir
elementtir. Bilinen yazılı kayıtlara göre M.Ö.
3200 yıllarında Mısır darphanelerinde para
olarak basılmıştır. Anadolu'da ve Gaziantep
yöresinde M.Ö. III. yüzyılda Romalılar döneminde
altına rastlanmaktadır. Daha önceleri Orta
Asya'da yaşayan İskit Türkleri'nin de (M.Ö.
1000'li yıllarda) altıncılıkla uğraştıkları
bilinmektedir.
Türklerin
müslümanlığı kabul etmeleriyle altın eşya yapımı
azaldı. Gaziantep Cumhuriyet'ten önce il
olmadığı için il merkezi olan Halep'ten
getirilen altınlar burada satılırdı. Bu işi de
Antep'te yaşayan Ermeniler yapardı. Gemolojist
Nuri DURUCU'dan alınan bilgilere göre Dağlayan,
Davoyan, Pancaryan, Nezaretyan aileleri Antep'te
kuyumculuk yapan Ermeni ailelerinin en
ünlüleriydi.
Bu ailelerin
fertlerinin Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye'yi
terketmesiyle birlikte kuyumculuk bölgede çok
zayıflamıştır. 1918 yılında Medine'den gelen
aslen Türkistanlı bir usta olan Sait
TÜRKİSTANLI'nın gayretleriyle kuyumculuk mesleği
yavaş yavaş yeniden canlanmaya başlamış, Sait
TÜRKİSTANLI, ilk önce gümüşçülükle işe
başlamıştır. Meslekle ilgili olarak yetiştirdiği
ustalar arasında Şükrü Elbay, İbrahim Halil,
Mehmet Fazlı, Kemal Serengil, Kırıkhan'lı Hilmi
Aşur ve daha birçok ismi saymak mümkündür. Gene
Nuri DURUCU'dan ve Gaziantep Kuyumcular
Odasından alınan bilgilere göre Gaziantep'li
kuyumcular; halka, renkli taşlı, yakut, zümrüt,
firuze ve benzeri renkli taşlı yüzük, çöp,
telkari, yılanlı, burmalı, çakma ve benzeri
bilezik, kemer ve daha birçok çeşit altın takı
imalatı yapmışlar ve talebe uygun olarak da
yapmaya devam etmektedirler. Buna rağmen
Cumhuriyet döneminde 1950'li yıllara kadar altın
takılar genel olarak dışarıda imal ettirilip
Gaziantep'te satılırdı.

Kuyumculuğun
merkezi sayılan İstanbul ve diğer büyük illerde
altından üretilen süs ve takılar, 18 ve daha
düşük ayarlı altından, (yeşil altın) takılar
üretilip satılırken, Gaziantep'te kuyumcuların
ürettiği takılar 22 ayar denen ve 916 milyem
olan altından imal edilmektedir. Özellikle son
yıllarda Gaziantep'li imalatçılar ürettikleri
mamullerine TSE belgeli olduğunu gösteren kendi
damgalarını vurmaktadır. Bu işlem hem esnaf, hem
de tüketici tarafından güven içerisinde
Gaziantep altının, alınıp satılmasını
sağlamıştır.
Gaziantep'li
kuyumcu esnaf ve sanatkar 1972 yılında dernek
olarak, 1976 yılından sonra da Oda olarak
teşkilatlanmış olup, mesleklerini dayanışma
içinde sürdürmektedir.
Bugün
Gaziantep’te 400 civarında vitrin kuyumcusu 60
civarında imalatçısı ile odaya kayıtlı 568
kuyumcu, 500 civarında işyeri ve bu işyerlerinde
çalışan 2000 civarındaki insanıyla Gaziantep
ekonomisindeki yerini almıştır. Yapılmakta olan
çalışmalarla Türkiye'deki yerini daha ileri
noktalara getireceği görülmektedir.
Küpçülük
Gaziantep'te
küpçülüğün başlangıç tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak çevrede bulunan çeşitli
ören yerlerinde yapılan arkeolojik kazılardan,
M.Ö. 6000-7000 yıllarında (Neolitik dönem)
yörede seramikçiliğin olduğu anlaşılmaktadır.
Gene yörede yapılan kazılarda M.Ö. 3000-1100
yıllarında (Tunç Çağı) topraktan yapılan kaplara
bol miktarda rastlanmaktadır. Daha sonraki
dönemlerde de bu tür malzemelerin yapıldığını
gösterir parçalara rastlanmıştır. Kısacası
insanların yöremizde yaygın olarak yaşamaya
başladığı günlerden itibaren ilimiz ve
çevresinde topraktan çeşitli eşyaların yapılıp
kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Günümüzden
50-100 yıl kadar önce şehir çevresinde bulunan
mağaralarda küp yapılan bir çok atölyenin ve
atölyelerde çalışan ustaların ve işçilerin
olduğu bilinmektedir.
Eski dönemlerde
toprak eşyalar; Kap, kazan, tencere, kupa, küp
ve benzeri saklama, pişirme ve servis kapları,
diğer kullanımlar için çiçek saksısı, boru,
tuğla, çatı örtüleri ve bunlara benzeyen
malzemeler olarak üretilmiştir. Bakır, çinko,
gümüş gibi madenlerin bulunması, kap ve kacak
yapımında yeni malzeme ve tekniklerin keşfi,
camın mutfak eşyası yapımında yaygın olarak
kullanılmaya başlanmasıyla topraktan yapma
mutfak eşyaların kullanımı yavaş yavaş ortadan
kalkmış ve bu nedenle küp ve toprak mutfak
malzemesi üreten atölyeler birer birer kapanarak
günümüzde bir kaç yaşlı ustanın mecburen
yürütmeye çalıştığı bir meslek haline gelmiştir.
Buna nazaran turizmin gelişmesi, el işçiliğinin
az da olsa aranır hale gelmeye başlamasıyla
Türkiye genelinde olduğu gibi bu işi yapan
ustalar teknolojilerini de geliştirerek turistik
hatıra eşyası ve şehirlerde park ve bahçelerde
kullanılan saksı üretimini yapar hale
gelmişlerdir.
Küp toprağı iki
üç çeşit killi toprak ve silisin karışımından
oluşur. Bu karışımın çok iyi yoğrularak çamur
haline getirilmesi ve uzun bir süre
dinlendirilerek mayalanması gerekir. Mayalı bu
çamur çark denilen ayakla ve motorla çevrilen
makinalarda istenildiği gibi şekillendirilir.
Yapılacak malzemenin büyüklüğüne göre bir, iki
veya üç parçadan yapılarak birleştirilip tek
parçalı hale getirilir. Biraz kuruması için
güneşsiz ve rüzgarsız yerde bekletilir. Az
kuruyan parçaların üzerinde traşlama ve
temizlenmesi yapıldıktan sonra çizgileri
çekilir. Desenler çizilecek ve başka şekiller
verilecekse bu işlemlerde yapılarak yeniden
kurumaya bırakılır. Kurutma işlemi güneşli ve
rüzgarlı bir alanda yapılırsa yapılan işlerin
renklerinde ve formlarında bozukluklar ve
çatlamalar olur. Toprak eşyaların kuruması
havanın sıcaklığı ve malzemenin büyüklüğüne göre
iki ile onbeş gün arasında değişir.
Kurutulan
parçalar; pişirme fırınlarına, aralarından
havanın sirkülasyonunu engellemeyecek şekilde
yerleştirilir ve ısı yavaş yavaş artırılarak 900
ile 1000 derece arasında 9-10 saat pişirilir. Bu
sürenin sonunda fırın söndürülür ve soğuması
için beklenilir.
Soğuyan fırından
çıkarılan parçalar su kabı, çiçek saksısı ve
benzeri amaçlar için kullanılacaksa kullanıma
hazır hale gelmiş demektir. Şayet sırlı küp
yapılacak ise fırınlanıp soğutulmuş parçalar
kurşun esaslı sülyen sırla kaplanır ve yeniden
fırınlanarak soğuması beklenir. Bu şekilde
yapılan küpler günümüzde daha ziyade turistik
bölgelere, ilimizde turistik eşya satan
dükkanlara ve saksı olarak imal edilenler de
çiçekçilere satılır.
<< Geri |